Temmuz 11, 2007

Dünyanın en meşhur seri Katilleri

ÜNLÜ SERİ KATİLLER


Albert Desalvo: Bir başka ABD'li seri katil olan ve Boston Kasabı olarak isimlendirilen Desalvo, 13 kadını vahşice katletti. Maharetli avukatları nedeniyle cinayetlerden ceza almayan fakat tecavüz suçundan ömür boyu hapse mahkum edilen Desalvo, 1973'te bir mahkum tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
"Ben mi? Ben kadınlara zarar vermem. Ben kadınları severim."
İşe cinsel tacizle başladı. Manken ajansına Model arıyormuş gibi kapı kapı dolaşıp kadınların beden ölçüsünü alır ve bu sırada vücutlarına dokunduğu kadılara cinsel taciz yapıyordu.
Bu yüzden kısa bir hapis dönemi geçirmiş ve çıktığında tecavüzcülüğe terfi etmiştir.1960’ların başında New Englan’da yüzlerce kadına saldırdı. Bu sırada yeşil işçi kıyafetleriyle dolaştığı için kendisine ‘Yeşil Adam’ deniyordu.1962’de lakabı artık ‘Boston Canisi’ idi. O artık 18 ayda 13 kadını vahşice öldüren tatlı dilli bir sadistti.Onun vahşiliği daha çocukluk yıllarında ortaya çıkmaya başlamıştı. Bir köpek yavrusunu bir kediyle aynı sandığa kapatır ve kedinin, köpeğin gözlerini çıkarmasından zevk alırdı. Ordudayken evlendi. En vahşi cinayetleri işlediği sırada bile normal bir koca ve baba gibi görünmeyi başarabiliyordu. Onun şeytani bir libidosu vardı. Günde en az 6 kez Seks yapmak istiyordu.İlk cinayetlerinde tamirci olarak gittiği evlerde tatlı diliyle kandırdığı orta yaşlı kadınları hedef aldı. Onlar tecavüz edip boğduktan sonra, vücutlarını kesiyor, cinsel organlarına şişe ve benzeri maddeler sokuyor ve boğmakta kullandığı naylon kadın çoraplarıyla çenelerinin altına bir çeşit fiyonk yapıyordu. Bu bir çeşit imzaydı.1962’den sonra genç kadınlara yöneldi ve daha da vahşi bir hal aldı. Bir kadını yirmi kez bıçaklıyor, diğerini ise yatağın başucuna dayıyor, boynuna pembe bir fiyonk, cinsel organına süpürge sopası sokuyor ve sol ayağının dibine bir yeni yıl kartı bırakıyordu.Yakalanma sebebi de ilginç doğrusu. Yine böyle bir kadını evde sıkıştırıp ellerini ayaklarını bağlamış ve eğer ses çıkarırsa onu öldüreceğini söyleyerek tehdit etmiş. Fakat bir süre sonra onu çözüp özür dilemiş ve oradan kaçmış, kadın polisi aramış ve bu vesileyle de yakalanmış duygusal katilimiz. De Salvo Boston Canisi Cinayetlerinden değil, Yeşil Adam Tecavüzlerinden yakalandı. Eyalet akıl hastanesinde yatarken arkadaşlarına kadınları nasıl boğduğunu anlatmaya başladığında gerçek anlaşıldı. Ancak Boston Canisi cinayetlerinden ceza almadı. Maharetli avukatı F.Lee Bailey onu cinayet suçlamalarından kurtarmayı başarmıştı. Tecavüzlerden Ömür boyu hapis cezası aldı. Kasım 1973’te bir mahkum tarafından bıçaklanarak öldürüldü.


Kurbanları:

1. Anna Slesers 55 14th June 1962
2. Mary Mullen 85 28th June 1962
3. Nina Nichols 68 30th June 1962
4. Helen Blake 65 30th June 1962
5. Da Irga 75 19th August 1962
6. Jane Sullivan 67 20th August 1962
7. Sophie Clark 20 5th December 1962
8. Patricia Bissette 23 31st December 1962
9. Mary Brown 69 9th March 1963
10. Beverley Samans 23 6th May 1963
11. Evelyn Corbin 58 8th September 1963
12. Joann Graff 23 23rd November 196
13.Mary Sullivan 19 4th January 1964

Albert Fish:

İlk cinayetini 1910'da işleyen Washington doğumlu seri katil, ünlü ''Kuzuların Sessizliği'' filmine konu oldu. Öldürdüğü insanların etlerini yiyen yamyam ruhlu seri katil Fish'in, elektrikli sandalyede idam cezasını duyunca ''Elektrikli sandalyede ölmek ne de büyük zevk olacak'' diye konuşması dikkat çekmişti.

Hamilton Fish, Hannibal Lector, Albert FishAlbert Fish Early 1900's

"Gerçek acının son aşaması olarak gördüğüm ölüm fikrini çok sevdim"

1870 Washington doğumlu seri katildir. Beş yaşındayken babası öldüğünde onu bir yetimhaneye yerleştirdiler. Burada geçirdiği çok sıkıntılı iki yıl onun psikolojisini bozdu. Yedi yaşına geldiğinde annesine teslim ettiler. Ancak korkunç baş ağrıları çekiyordu. Liseyi bitirdikten sonra ülkede yolculuk yapmaya ve ufak tefek işlerde çalışmaya başladı. Bu durum ona suç işlemek için mükemmel bir fırsat sunuyordu.1910 yılında işkenceler eşliğinde ilk cinayetini işledi. Kendisine kurban olarak kolay hedef olan çocukları seçmişti. 1920 yılına kadar yolculuklarına devam etti ve izini kaybettirdi. Yolculuk yapmaya devam ederken arkasında birçok kurban bırakmış olabilir miydi? Kurbanlarına acı çektirirken aynı zamanda kendisine de işkenceler yapıyordu. Kasıklarına toplu iğneler batırıyordu. 1910 da başlayıp yakalanıncaya kadar cinayet işlemeye devam etti. 1932-1934 arasında kurbanlarına ve kendisine işkenceler ve yamyamlık yaparak işlediği 4 cinayet ona Brooklyn Vampiri ünvanını getirdi. Onun cinayet sayısı kesin bilinmemekle beraber en az 15 olmasından şüphe duyuldu.Albert Fish e "Amerika’nın Öcüsü" adı verilmiştir ve bununda iyi bir nedeni vardır. Sevimli bir ihtiyar görünümü altına gizlenmiş bu korkunç yamyam tüm ebeveynlerin karabasanıydı: çocukları hoşlarına gidecek bir vaatle kandırarak ortadan kaldıran bir iblis.Halkın ilgisinin Fish’e dönmesine neden olan suç, 1928 de Grace Budd adında 12 yaşındaki sevimli bir kız çocuğunun kaçırılıp öldürülmesiydi. Ebeveynleri ile arkadaşlık kurmasının ardından Fish, şeytanca bir yalan uydurdu. Yeğeninin doğum günü partisi olduğunu söyledi ve Grace in gitmek isteyip istemediğini sordu. Bir büyükbaba gibi görünen bu ihtiyar adamın bir canavar olduğunu bilmelerine hiç bir imkan olmayan Bay ve Bayan Budd daveti kabul ettiler.En güzel kıyafetlerini giyen güven dolu küçük kız, Fish ile birlikte yola koyuldu. Fish, onu New York City’nin kuzey banliyölerinden birinde, yakınlarında hiçbir bina olmayan terk edilmiş bir eve götürdü. Burada onu boğdu, vücudunu parçalara ayırdı ve parçaların bir bölümünü kaldığı pansiyona getirdi. Burada kızın "etini" havucu, soğanı ve jambon dilimleriyle tam bir yamyam yahnisi şeklinde pişirdi. Bundan sonraki 9 günü odasından çıkmadan bu iğrenç yemeği yiyip devamlı mastürbasyon yaparak geçirdi.Sonraki 6 yıl botunca Fish serbest dolaştı, ancak Grace Budd olayını kendi kişisel haçlı seferine dönüştüren William King ismindeki bir New York City dedektifi onu inatla arıyordu. Buna rağmen Fish kaçmayı başarabilirdi; tabii kendi içindeki şeytanlarla başa çıkabilseydi. 1934’te Bayan Budd’a bugüne dek yazılmış en hastalıklı mektuplardan biri olan bir mektup göndermeye kendini mecbur hisseti. Sonuçta King, Fish’i mektup kağıdındaki antetten bulup yakalayabildi.Fish tutuklandığında yetkililer elerinde tasavvur edilemez sapkınlıkla bir suçlu olduğunu hemen anladılar; bu adam bütün ömrünü acı vererek -- hem kendisine hem de başkalarına -- geçirmiştir. Diğer bir çok seri katil gibi, Fish de bir din manyağıydı ve günahlarının cezası olarak kendisine çok tuhaf işkenceler yapmıştı -- deri kayışlarla ve her yerinden çiviler fırlamış sopalarla kendisini dövmek, kendi dışkısını yemek, kasıklarına dikiş iğneleri sokmak gibi. Yaraladığı ve öldürdüğü çocuklar onun kaçık zihninde Tanrı ya verilen kurbanlardı. Savunma makamı tarafından Fish i muayene etmesi için çağırılan New Yorklu ünlü psikiyatr Dr. Fraderic Wertham, ihtiyar adamın "bilinen her türlü cinsel sapkınlığa" sahip olmasının yanında, bugüne değin kimsenin duymadığı anormallikler taşıdığını belirtmiştir (acayip zevklerinin arasında idrar yoluna gül sapı sokmak da vardı). Hapishanede çekilen leğen bölgesi röntgeninde, mesanesinin etrafındaki alana sokulmuş 29 iğne bulunmuştu.1935 teki duruşmasında jüri onun deli olduğuna karar vermiş olmasına rağmen yine de elektrikli sandalyede idam edilmesi gerektiğine inandı. İdam kararının açıklanmasından sonra, bu anormal ihtiyarın "Elektrikli sandalyede ölmek ne de büyük bir zevk olacak! Bu tadacağım en büyük zevk olacak -- şimdiye kadar tatmadığım tek zevk" dediği bildirilmiştir.16 Ocak 1936 da 65 yaşındaki Fish elektrikli sandalyeye gitti -- Sing Sing de idam edilen en yaşlı insandı.

Kuzuların Sessizliği, Filmdeki Hannibal Lektor tiplemesi ondan esinlenilerek yaratılmıştır.

Carl Panzram:

Türkiye'de ''Bir Katilin Günlüğü'' ismiyle gösterilen filmde hayatı anlatılan Panzram, 21 cinayet ve sayısız ağır suç işledi. Dünya turuna çıktıktan sonra döndüğü ABD'de hırsızlık suçundan tutuklanan ve cezaevinde de bir kişiyi öldüren Panzram, 5 Eylül 1930'de idam edildi.


"Keske tüm insanligin tek bir boynu olsaydi ve o da benim elimde olsaydi"

“Bütün bunlarin hiçbiri için en ufak bir pismanlik ve üzüntü duymuyorum”

“Biraz düsünmek için bir kenara oturmustum. Orada otururken 11 ya da 12 yasinda bir çocuk geldi. Bir seyler ariyordu. Buldu da. Onu birkaç yüz metre uzaklikta bir tas ocagina götürdüm. Onu orada biraktim, ama önce tecavüz ettim, sonra da öldürdüm. Onu biraktigim sirada beyni kulaklarindan çikiyordu ve asla bundan daha ölü olamazdi.”

1920’lerin sonlarindaki son hapis cezasi sirasinda, isledigi 21 cinayeti, sayisiz agir suçu ve binden fazla fiili Livatayi itiraf etmistir.Ilk cezasini sarhosluk ve asayisi bozmasi sebebiyle 8 yasindayken aldi. 11 yasindayken bir dizi hirsizlik nedeniyle Islahevine konuldu. Burada geçirdigi süre içinde binalardan birini yakarak, Yüzbin dolarlik bir hasara sebebiyet verdi. 1904 yilinda 13 yasindayken suç islemek hakkinda genis bilgi birikimine sahip olarak buradan çikti.Annesinin gözetimi altinda kalmasi sartiyla saliverilmisti. Ancak o bu duruma uzun süre katlanamadi ve evden kaçti. Bir trenin vagonunda dört iri yari serserinin toplu tecavüzüne ugradi. Bu olay ona yeni bir sey ögretmisti. Güç ve kudret her seyi dogru kilar.16 yasindayken Orduya katildi. Ancak askeri disiplin ona göre degildi. Askeri Mahkemeye verildi ve 3 yila mahkum oldu.Serbest birakilmasindan sonra son derece vahsi ve çarpici Suç Kariyerine baslangiç yapti. Dünya turuna çikti. Avrupa, Afrika, Güney Amerika’yi dolastiktan sonra tekrar ABD’ye döndü. Ardinda bir sürü ceset birakmisti.1920’de Panzaram, en kötü söhretli suçunu isledi. Çok karli bir hirsizliktan sonra bir yat satin aldi ve bedava kaçak içki vaadiyle 10 gemiciyi kandirdi. Gemiciler kör kütük sarhos olunca Panzaram hepsine tecavüz etti ve baslarina birer kursun sikarak cesetlerini denize atti.Bu olaydan sonra bir ticaret gemisinde tayfa olarak bati Afrika’ya gitti. Timsah avlamak için 8 yerli hamal kiraladi. Afrikalilari öldürüp tecavüz ettikten sonra onlari Timsahlara yedirdi.1928 yilinda Amerika’ya döndü, Washington civarinda yaptigi bir dizi hirsizlik olayi nedeniyle tutuklandi ve 20 yil hapse mahkum oldu. Hapishaneye girdiginde, “Beni burada ilk rahatsiz eden adami öldürürüm.”demisti. Bir yil sonra da dedigini çamasirhanenin ustabasinin kafasini parçalayarak yapti. Bu suçtan dolayi Ölüm Cezasina çarptirildi. 5 Eylül 1930 tarihinde asilarak idam edildi.Panzaram ölüme bile dilinde küfürle gitmistir. Cellat ilmigi hazirlarken “Çabuk ol Hortumcu piçi, sen aptalca ortalikta dolasirken, ben simdiye kadar bir düzine adami asmistim.” Demistir.

Dr. Henry Howard Holmes:

''Ben içimdeki kötülükle doğdum. Katil olduğum gerçeğinin önüne geçemiyordum; tıpkı bir ozanın ilhamını bastıramayıp şarkı söylemesi gibi'' diyerek işlediği cinayetlere gerekçe bulmaya çalışan Holmes'in ABD suç tarihinde önemli bir yeri var. 27 cinayet işlediğini itiraf eden Holmes, 7 Mayıs 1896'da idam edildi.

“Ben içimdeki kötülükle doğdum. Katil olduğum gerçeğinin önüne geçemiyordum; tıpkı bir ozanın ilhamını bastıramayıp şarkı söylemesi gibi.. Dünyaya gözlerimi açtığım yatağın yanında şeytan benim arkadaşım olarak beklemekteydi ve o günden beri benimle beraber.”

Kendisine Dr.H.H.Holmes diyen bu adamın Amerikan suç tarihinde önemli bir yeri vardır. Belgelenen ilk seri katildir. Asıl adının Herman Mudgett olduğu, Mew Hampsire’de küçük bir köyde doğduğu, diğer sosyopatlar gibi çocukluğunda küçük canlılar üzerinde deneyler yapmaktan zevk aldığı bilinmektedir.Yirmili yaşlarında tanıdığı genç bir kadınla evlendi. Bir yıl sonra onu terk etti. Vermont’da bir yıl üniversiteye devam ettikten sonra, Ann Arbo’daki Michigan üniversitesinden 1884 yılında Doktor olarak mezun oldu. Bu süre içinde iyi bir dolandırıcı olmuş ve sigorta şirketlerinden binlerce dolar tokatlamayı başarmıştı. Yöntemi basitti. Hayali bir kişi için bir sigorta poliçesi alıyor, ardından bir ceset ele geçiriyor ve cesedin poliçe sahibi olduğunu söyleyerek parayı alıyordu.1886’da Chicago’da yeni bir adla ortaya çıktı. Henry Howard Holmes. Zenginlerin yaşadığı bir semt olan Englewood’da eczacı olarak çalışmaya başladı. Eczanenin sahibi yaşlı bir dul kadındır. Birkaç ay sonra eczanesini Holmes’e bırakarak anlaşılmaz bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Çok başarılı bir dolandırıcı olduğundan, para bulmakta hiç zorlanmadı. Eczanenin karşısındaki boş arsada muhteşem bir ev yaptırdı ve adını “Şato” koydu. Evde gizli koridorlar, gizli merdivenler, sahte duvarlar, saklı platformlar ve kapılarla bir birlerine bağlı olan onlarca oda vardı. Odaların bazıları asbest duvarlı ses geçirmez duvarlara sahipti ve bodrumdaki büyük bir tanka bağlı gaz boruları döşenmişti. Ofisindeki bir kontrol panelinden bu odalara boğucu gaz göndermesi mümkündü. Bodrumda tam teçhizatlı bir Kadavra Laboratuarı bulunuyordu. Bu korku evinin koridorlarında kaybolan insan sayısı bilinmemektedir. Bunların arasında Holmes’in sinsi cazibesine kanan çok sayıda saf genç kız da vardı.1893’te Chigago fuarı sırasında fuara gelen turistlere oda kiralamış ve bu insanları bir daha gören olmamıştır. Bu dönemde kaliteli anatomik örneklere ihtiyaç duyan üniversiteler Holmes’ten düzenli olarak iskelet satın aldılar ve hiç soru sormadılar.En sonunda suç ortaklarından biri olan Ben Ptiezel’in öldürülmesi ile ilgili tutuklandı. Holmes Ptiezel’in cesedini en sevdiği iş olan sigorta dolandırıcılığında kullanmak istedi. Ancak zeki müfettişler tarafından yakalandı. Zamanının en sansasyonel duruşmasından sonra 27 cinayet işlediğini itiraf etti. ‘İblis Holmes’ olarak nam saldı. 7 Mayıs 1896’da PhiledelPhia’da asılarak idam edildi

Earl Leonard Nelson:

''Goril Katil'' olarak adlandırılan ve 18 aylık bir yolculuk boyunca 18 kadını acımasızca öldürülen Nelson, 1920'li yılların Amerika'sında işlediği cinayetlerle kamuoyunun nefretini üzerine çekti. Neslon, yakalandıktan bir süre sonra cezaevinden kaçmayı başarsa da 12 saat sonra yakalandı ve idam cezası infaz edildi.

Namı diğer Goril Katil, Amerikan suç kayıtlarında tarihi bir yeri vardır. Yirminci yüzyılın ilk seri katiliydi. 1926 Şubatında, onu ülkenin bir ucundan diğer ucuna ve oradan da Kanada’ya götürecek on sekiz aylık çılgın bir yolculuğa çıkmıştı. Yol boyunca en az 22 kadını öldürmüştür. Bu elli yıl boyunca kırılamayacak feci bir rekordu.Nelson henüz bir bebekken ailesi frengiden öldüğünden onu annesinin ailesi büyütmüştü. İçine kapanık tuhaf bir çocuktu. Okula tertemiz kıyafetlerle gider ve paramparça elbiseleriyle bir serseri gibi dönerdi. Bisikletiyle gezerken bir troleybüsün çarpması neticesi kafasına ağır bir darbe aldığında hareketleri iyice tuhaflaştı.Ergenlik döneminin daha başındayken San Francisco’nun Barbary sahilindeki genelevlerin ve barların müdavimi olmuştu. Ufak tefek hırsızlıklar da yapıyordu. 1915 yılında 18 yaşına yeni girdiğinde hırsızlıktan tutuklanıp iki yıl cezaevinde kaldı. Hapisten çıktığında Amerika 1.Dünya Savaşına girmişti. Earl, Donanmaya yazılmıştı ancak yatağına yatıp vahiy kitabının büyük canavarlarından bahsetmekten başka bir şey yapmadığından bir akıl hastanesine yatırıldı ve savaş bitene kadar orada kaldı.1919 yılı içerisinde 22 yaşındayken salıverilen Nelson 60 yaşında hiç evlenmemiş bir kadınla tanışıp evlendi ve onun hayatını bir cehenneme çevirdi. Karısının kendisini terk etmesinden 2 ay sonra 12 yaşında bir kız çocuğuna saldırdı ve yakalanarak akıl hastanesine yatırıldı. 1925 yılında buradan çıkınca Ölümcül kariyerine başladı.İşte San Francisco’dan başlayarak Pasifik sahilinden Seatle’a gitti ve daha sonra doğuya yöneldi. Başlangıçta bulvar gazeteleri ona “Karanlık Boğucu” adını taktılar. Daha sonra “Goril Katil” diye anılmaya başladı. Bu lakap görünüşü nedeniyle değil (aslında çok alelade bir görünümü vardı), daha çok suçlarının vahşiliği nedeniyle takılmıştı. Hedeflerini çoğunlukla gazetelere kiralık oda ilanları veren orta yaşlı veya daha yaşlı kadınlardı. Nelson –istediği zaman çok nazik olabilirdi- evlerine gidip odayı görmek istiyordu. Kurbanlarıyla yalnız kalınca Jekyll/Hyde benzeri bir dönüşüme uğruyordu.Tipik olarak, kadınları gırtlaklarını sıkarak boğuyor, sonra tecavüz ediyor ve ardından da cesetleri tuhaf yerlere saklıyordu. Kurbanlarından biri, tavan arasındaki bir sandığa konulmuştu. Kimileri de bodrumda kazanın arkasına atılmışlardı. Son kurbanını da dua etmek üzere diz çöken kocası yatağın altında bulmuştu.Bir düzine şehirde polis alarmdayken, Nelson Kanada’ya geçip cesetlerle dolu yolun sonuna geldi. İki kişiyi daha öldürdükten sonra, Manitoba’da yakalandı. Hapisten kaçmayı başararak büyük bir paniğe ve muazzam bir insan avı başlatılmasına neden oldu. On iki saat sonra tekrar yakalanmıştı bu defa kaçamamak üzere. Birkaç ay sonra Nelson darağacına gönderildi. Son sözleri; “Bana haksızlık edenleri affediyorum” Olmuştur.

Jeffrey Lionel Dahmer:

1960 doğumlu olan Dahmer ilk cinayetini 18 yaşında bir zenciyi öldürerek işledi. 1978-1991 yılları arasında çoğu zenci 17 kişiyi öldürdüğü bilinen Dahmer'in, öldürdüğü insanlara çeşitli eziyetler verdiği hatta bazılarının etini yediği belirlendi. ABD'li seri katil, 28 Kasım 1994'te hapishanede kafasına demirle vurularak öldürüldü.

"Onlari yedigimde içimde tekrar dirileceklerini umut ediyordum"

"Bu yaptiklarimi bir insanin yapabilecegine inanmam çok zor"

21 Mayis 1960'de dogdu. Babasi Kimya Mühendisi, annesi psikolojik problemleri olan isterik bir kadindir. Annesi bütün gün yatakta, babasi laboratuarda oldugu için Jeffrey kendi kendine büyümüstür denilebilir. Sik sik tasinirmis Dahmer ailesi, Ohio'ya geldiklerinde 8 yasindayken yasli bir komsulari tarafindan tecavüze ugramisti ve bunun intikamini tüm insanliktan almaya çalisti. Asiri sorunlu ve kendini ifade etme yetersizligiyle dolu bir ergenlik döneminden sonra sonunda kendini en iyi ifade edebilecegi yöntemi kesfetti. Sanildiginin aksine hiçbir davranisinda cinsel güdüleri onu yönlendirmedi. Homoseksualiteye karsi olan tepkisini zorla homoseksüel iliskiye girmek ve öldürmek gibi davranis bozukluklariyla gösterdi ve bu sekilde kendini ifade etti. O bir homoseksüel degildi. 18 yasinda basladi cinayetlerine. Ilk kurbani bir otostopçu gençtir. Zaten bu ilk cinayette olayi asmistir Jeffrey, otostopçu çocuk iliski teklifini reddedince demirle kafasina vurup öldürmüs, sonra iliskiye girmis, ardindan mutfak biçagiyla parçalamis ve bu parçalari asit dolu bir fiçida eritmistir. Kemiklerini ise çekiçle ezip bahçeye gömmüstür. Arada bir polisin dikkatini çekmistir. 1986’da ortalik yerde mastürbasyon yaptigindan dolayi bir ceza almistir. En aci vakalarindan birisi* sudur: 1988’de 13 yasindaki bir çocuga tacizden iki seneye mahkum oluyor, ama sonra "iyi halden" birakiliyor. Bundan 3 sene sonra o 13 yasindaki kurbanin küçük kardesini buluyor ve evine getirip öldürüyor.Yakalanana kadar 13 sene geçmisti ve 1978-1991 yillari arasinda çogu zenci çocuklardan olusan toplam 17 kisiyi öldürdü. Öldürdügü insan sayisi Henry Lee Lucas ile kiyaslandiginda düsük olsa da akil hastaligi ve kurbanlari üzerinde uyguladigi tekniklerden ötürü hayat hikayesi diger seri katillere oranla bir çok filme konu olmustur. Kurbanlari genelde siyah homoseksüel erkeklerdir. Cinsel arzulari üzerinde deney yapmak için Dahmer kurbanlarina lobotomy uygulamis, yani beyinlerinin bir kismini kesip çikarmistir. Aynen Ed Gein gibi Cannibalism Ve Nekrofili hastaligindan muzdarip oldugundan kurbanlari da bu uygulamalardan nasiplerini almistir. Bunlardan kimisiyle öldürmeden önce, kimisiyle de sonra iliskiye girmistir, kimisinin ise pazilarini ve poposunu yemistir. Kafasini matkapla deldigi bir diger grubu ise robota çevirmeye çalismistir Son kurbaninin bir sekilde kaçmaya çalismasi ile yakalanmistir. 14 yasindaki Asyali kurbani yari sarhos ve çirilçiplak sekilde sokaga kaçmayi basarmistir. Pesinden giden Jeffrey Dahmer, sokakta çocukla ilgilenen insanlari onun gay olduguna ve aralarinda tartisma çiktigina inandirmayi basarmis, çocugu eve geri götürüp öldürmüstür. Durumdan süphelenen sokak sakinleri polisi aramis, Pedofili süphesi ile eve giden polis agir kokular karsisinda arama yapinca foyasi ortaya çikmistir. Yakalandiginda "Bu yaptiklarimi bir insanin yapabilecegine inanmam çok zor" demesi dikkat çekicidir. Wisconsin'de 28 Kasim 1994'te hapishanenin çamasirhanesinde bir zenci tarafindan arkadan kafasina -tesadüfe bakin ki- indirilen bir demir çubuk darbesiyle öldürülmüstür. Öldüren kisi ifadesinde "Tanridan onu öldürmem için emir geldi" demistir.Jeffrey Dahmer'i diger seri katillerden ayiran en önemli özelligi, genel olarak cinayet isleyen kisilerin kurbanlarini öldürmeden önce onlara iskence etmek suretiyle kendilerini tatmin etmeleri ve yeterince doyuma ulastiktan sonra öldürme eylemine geçmeleridir. Dahmer içinse tam tersi geçerlidir, önce öldürüp ardindan eglenmeye baslar. On iki kisilik bir kurban listesi olmasina ragmen dünyanin en ünlü seri katilleri arasindadir. Kurbanlarini genelde gay barlardan seçen, onlari katlettikten sonra irzlarina geçen, hatira olarak kafataslarini ya da cinsel organlarini kesip saklamadan önce de hosuna giden yerlerini yiyen en büyük zevki ise saatlerce baliginin gözlerine bakmaktir. Normal bir ailesi, üstün sayilabilecek bir zekasi, iyi bir egitimi ve gözle görülür problemleri olmadigi için yaptiklarina bir sebep bulunamamis ve Dahmer psikologlarin ilgisini çeken bir vaka olarak kalmistir.


John Wayne Gacy:

ABD kamuoyunun en nefret ettiği ve ''Palyaço Katil'' olarak da adlandırılan seri katil, evine davet ettiği 27 kişiyi öldürdü. Çoğunluğu çocuk olan öldürdüğü kişileri evin altına ve civarına gömen Gacy, 32 çocuğa tecavüz edip öldürdüğünü itiraf etti. Gacy, 1980'de zehirli iğne ile idam edildi.

On bir yasinda basina yedigi bir darbeden sonra, kendini kaybettigi anlar yasamaya baslamisti. Zayif karakterli biri olarak taniniyordu. Sürekli yalan söylüyordu. Ikinci karisindan bosandiktan sonra evine davet ettigi oglanlara tecavüz edip öldürmeye basladi. Bunlarin yirmi yedisini evinin altina ve civarina gömmüstü. Kurbanlarinin kimiyle öldürmeden önce kimiyle de öldürdükten sonra iliskiye girmistir. Sag biraktigi kurbanlarindan biri onun pesine düstü ve Gacy tutuklandi. Son zamanlarini hapishanedeki hücresinde resim yaparak geçirdi.Çocuklari kendine hedef seçtiginden Amerika’nin en fazla nefret edilen seri katilidir. Bir hayir dernegi adina gönüllü çalisip çocuklari eglendirmek için palyaço kiligina girdiginden adi palyaço katil (Pogo The Clown) olarak kalmistir. Etrafinda zengin bir is adami ve iyi bir Katolik olarak taninan Gacy’nin evinin mahzeninde sans eseri yapilan bir arastirma sonucu 7 ceset bulunmus, sonunda polise cinsel iliski sirasinda ve sonrasinda toplam 32 erkek çocuga tecavüz edip öldürdügünü itiraf etmistir. 1978 yilinda tutuklanmis, 1980 yilinda toplam 33 cinayetten olum cezasina çarptirilmis ve 1994 yilinda da igne ile idami gerçeklesmistir. Idami normalden iki kat uzun sürmüs. Son sözü "-Kiçimi öpebilirsiniz” olmuştur.

Dennis Nilsen: 15 genç erkeğin öldürülmesinden sorumlu tutulan İngiliz seri katil Nilsen'in, cinsel sapkınlıkları olduğu tespit edildi. 1978'de cinayetlerine başlayan Nilsen, apartman dairesinde sakladığı cesetlerin koku yayması sonucu yakalandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

“Hep durmak istedim, ama yapamadım. Başka bir heyecan veya mutluluk kaynağım yoktu.”

“Ölümlere sebep olan rüyalar üretiyordum. Benim suçum buydu"

İngiliz seri katil. Britanyalı Jeffrey Dahmer olarak ta bilinen Nilsen 15 genç erkeğin öldürülmesinden suçlu bulunmuştur. Temel olarak bakıldığında standart seri katil profiline hiç uymuyordu. Çocukken hayvanlara işkence edilmesinden hoşlanmazdı. Daha sonra işgücü hizmetleri komisyonu için çalışarak kendisini zor durumda olanlara yardım etmeye adamıştı. Cinayetleri de incelendiğinde öfke ve nefretten ziyade tuhaf bir sevgiden kaynaklandığı görülmektedir. Baba alkolik olmak üzere sürekli kavga eden iki ebeveynin meyvesi, Dennis. Travmatik çocukluğuna karşın otuzlu yaşlarının ortalarına değin cinayete bulaşmamıştır. Çevresindeki insanlar tarafından mazbut ve mazlum bir adam olarak tanınmaktadır. Dennis formatif yıllarında travma üstüne travma yaşamış, bir nevi yaşayan hilkat garibesi olmuştur. Beş altı yaşlarında büyükbabası elinde ölmüş, çocukken tanımadığı bir adam tecavüz bile diyemeyeceğimiz tuhaf, anlamsız bir eylemde bulunmuş, midesine oturup mastürbasyon yaparak yüzüne boşalmıştır.Askerlik hayatı sırasında bir ara kasap olarak çalışan Nilsen bu mesleğini daha sonraki yıllarda farklı alanlarda da kullanmıştır. Sürekli ayna karşısında ölü olduğunu hayal ederek veya daha ileri gidip vücuduna pudra ve boya sürüp öldürülmüş bir ceset görüntüsü ile mastürbasyon yapardı. 1972 yılında 18 yaşında bir askerle yaşadığı kısa bir cinsel ilişki sırasında ölü taklidi yaparken filmlerini çekmişti.Aynı yıl ordudan ayrıldı ve Londra polis teşkilatına girdi. Ancak burada bir yıldan fazla kalamadı. Devlete bağlı bir iş bulma kurumunda çalışmaya başladı.1978 Noel’inden birkaç gün sonra öldürmeye başladı. Barda tanıştığı bir adamla eve gitti. Onunla ilişkiye girdi. Adam sabah gitmek isteyince Dennis onun kafasına bir şey ile vurup sersemletmişti, salonun ortasında su dolu bir kovanın içine adamın kafasını sokup boğdu. Salondaki parkeleri kaldırıp cesedi oraya gömdü. 2 gün sonra cesedi tekrar dışarı çıkarıp, küvette yıkayıp temizledikten sonra ona bakarak mastürbasyon yaptı. Vücuduna boşaldı ve onu bir süre evin çeşitli yerlerinde sakladı. Sonraki 3 yıl boyunca 11 kişiyi bu şekilde öldürerek aynı sapık ayinleri tekrarladı. Ancak evde biriken cesetler sorun yaratmaya başlamıştı. Nilsen bununla baş edebilmek için iğrenç yollar deniyordu. Başlangıçta cesetleri dolaplara, parkenin altına ve kömürlüğe sakladı. Ancak bir müddet sonra onları parçalayıp bahçede yakmak zorunda kaldı. Kötü kokuları bastırmak için kamyon lastikleri de yaktı.1981’de Nilsen başka bir daireye taşındı. Burada 3 genç adamı daha öldürdü. Cesetleri ise küçük parçalara bölüp tuvalete atıyor ve sifonu çekiyordu. Kafasındaki etleri sıyırmak için büyük bir tencerede haşlıyordu. Bu yok etme biçimi onun başına dert olacaktı. Binanın tuvalet boruları tıkanınca tamirci çağırıldı ve boruları insan kemikleri ve çürümüş et parçalarının tıkadığı ortaya çıktı.Çok kötü kokan dairenin içinde polis, insan uzuvları ve parçalanmış cesetler buldu. Dennis Nilsen kendiliğinden 15 kişiyi öldürdüğünü itiraf etti ve her şeyi anlattı.Öldürdüğü erkeklerin cesetlerini hemen yok etmemiş büyük bir özenle yıkamış, temizlemiş ve saklamıştır. Bu saklama süreci içerisinde bu cesetlere bakarak mastürbasyon eylemi de devam etmiştir. Dennis öldürdüğü erkekleri yıkayıp sterilize ediyor, bir miktar mumyalayıp onlarla yaşıyor. Ama yaşamadıklarını elbette bilerek. Daha önce dediğim gibi, Dennis arzu ettiğimiz kadar şizofren değil. 1983`te biten mahkeme sonrasında ömür boyu hapse mahkum olmuştur. Dennis kendini izole ettiği kabuğunda yaşamış otuzlarına kadar, Üvey babasıyla dahi iyi geçinerek. Dennis eşcinsel. İlk cinayeti yattığı bir adam. Ne bu cinayette ne de diğerlerinde soğukkanlılığını yitirmiyor Dennis. Genellikle kravatla boğuyor, ya da lavaboda boğuyor. Dennis'in arabası yok, yani cesetleri evden salimen tahliye etme şansı da yok. Bu yüzden mabedi olan evi mezarlığı da oluyor. Ama dennis asosyal işte, dünyadan bihaber. Sevgililerini bulduğu gay barlardan, gazetesini okuduğu parklardan başka gittiği bir yer yok. Dennis hapishanedeyken medyatik bile oluyor. Hatıralarını yazıyor. Ayrıca Dennis Yakalanmasının Ardından Hapiste Olduğu Süre Boyunca Hannibal Lecter Gibi Oldukça İlginç Karakalem Çizimler Yapmıştır. Sad Sketches Adıyla Romantik Bir De Resim Kitabı Hazırlıyor.


Harold Shipman: İngiliz Doktor Harold Shipman'in 27 yıllık meslek hayatında 250 kişiyi öldürdüğü raporla belgelendi. Hastalarını yüksek dozda morfinle öldürdüğü belirlenen Shipman, 1998 yılında işlediği bir cinayet sonrasında tutuklandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Cani doktor, hücresinde intihar etti.



Bütün şüphelerin ötesindeki katilİngiliz Doktor Harold Shipman’ın 27 yıllık meslek hayatında 250 kişiyi öldürdüğü raporla belgelendi. Yakın tarihimizin en ilginç seri katili olarak da değerlendirilen Shipman, İnglitere’nin Manchester bölgesinde doktorluk yapıyordu. “Bütün şüphelerin ötesindeki katil” olarak da nitelendirilen Dr. Shipman hakkındaki rapor hakim Janet Smith tarafından hazırlandı. Shipman’ın 1971-1998 yılları arasında toplam 250 kişiyi öldürdüğü tahmin ediliyor. Shipman’ın hastalarını yüksek dozda morfinle öldürdüğü belirlendi. Dünya tarihinde bir tek seri katil Shipman’dan daha fazla insan öldürdü. O da Kolombiyalı Pedro Lopez Monsalve. 1980 yılında yargılanan Monsalve’nin 1970’li yıllarda Kolombiya, Peru ve Ekvator’da 300 kişiyi öldürdüğü belgelenmişti. Monsalve, 60 kız ve erkek çocuğunu tecavüz ettikten sonra öldürmüştü.Dr. Shipman hakkında şimdiye kadar beş rapor daha hazırlandı. Hakim Smith hazırladığı yeni raporunda Shipman’ın 15 yeni cinayet daha işlediğini belgeledi. Bu cinayetlerin ise İngiltere’nin Yorkshire bölgesinde 1971-74 yılları arasında henüz genç bir doktorken gerçekleştiği belirlendi. İntihar ettiShipman hakkındaki ilk şüpheler ise Pontefract’ta 137 şüpheli ölümün kendisi ile bağlantılandırılması sonucunda başlamıştı. Hakim Smith raporunu kamuoyuna açıklarken yaptığı değerlendirmede, “Benim çıkardığım sonuç Shipman’ın yaklaşık 250 kişiyi öldürdüğü” dedi.Shipman Pontefract hastanesinden sonraki cinayetleri ise Hyde’de bulunan kabinesinde gerçekleşti. Evli ve dört çocuk babası olan Shipman, 1998 yılında bir cinayet sonucunda tutuklandı. 2000 yılında ise işlediği 15 cinayetten dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Shipman geçtiğimiz yılın ocak ayında 57 yaşındayken hücresinde intihar etti.1971-1974 yılları arasında işlenen cinayetlerden sadece üçünün Shipman tarafından işlendiğinin belgelendiğini açıklayan Smith, 12 cinayetin daha Shipman tarafından yapıldığına yönelik şüphelerinin bulunduğunu açıkladı. Bu cinayetlerden birisi de 4 yaşındaki bir kız çocuğunun 1972 yılında öldürülmesi.Smith, Shipman’ın kabinesinde meydana gelen ölüm olaylarının yüzde 15’nin şüpheli olduğunua belirtti. Yapılan hesaplara göre de ise bu rakam 237 ile 238 arasında değişiyor. Pontefract’taki şüpheli ölümler de Shipman’ın listesine eklendiğinde toplam 250 dolayında cinayet oluyor.



Pedro Lopez Monsalve: Kolombiyalı seri katilin 1970 yıllarda Kolombiya, Peru ve Ekvator'da 300 kişi öldürdüğü belgelendi. En fazla insanı öldüren seri katil olan Monsalve'nin 60 kız ve erkek çocuğunu tecavüz ettikten sonra öldürdüğü tahmin ediliyor.




SNİPER:

John A Muhammad ve John Lee Malvo adli iki kisi oldugu düsünülen seri katiller. Bulunan delillerin her ikisi ile de baglantili çikmasi ve Muhammad’in arabasinda bulunan Bushmaster XM-15 A3 M4 (yani M-16’nin sivil modeli, 750 Dolar vererek alabilirsiniz), tutuklanmalarina ve haklarinda sorusturma baslatilmasina neden oldu. Kurbanlarini, 1990 model lacivert Chevrolet Caprice marka otomobilinin bagajindan ates ederek vurmuslardir. Arka koltugu yatirip, bagaja uzanarak, plakanin arkasinda açtigi küçük pencereden ates etmis bu sekilde hiç kimsenin görmemesini saglamislardir.2-3 Ekim - 5 Kisi Maryland Montgomery County’de Tek Kursunla Vurularak Öldürüldü. 3 Ekim - Washington’da Bir Erkek Vuruldu. 4 Ekim - Virginia’nin Fredericksburg Kentinde Bir Kadin Vuruldu. Yaralanan Kadin Hayati Tehlikeyi Atlatti. 7 Ekim - `Maryland Prince Georges County’de Okuldan Çikan Bir Çocuk Vuruldu. 9 Ekim - Virginia Manassas’ta Bir Adam Benzinlikte Vurularak Öldürüldü. 11 Ekim - Virginia-Fredericksburg’te Bir Adam Vuruldu. Basina 350 bin dolar ödül konulmustur. Keskin nisanci On kisiyi öldürdükten sonra kendisine 10 milyon dolar ödenmedigi takdirde bundan sonra çocuklari hedef alacagini duyurdu.


EDWARD GEIN (ED GEİN)

08/27/1906-07/26/1984


“Bana doğru gelen güzel bir kız görünce iki şey düşünürüm. Bir yanım onunla çıkmak ona gerçekten iyi hoş davranmak gerektiği gibi davranmak ister. Öteki yanım mızrağın ucuna geçirilmiş kafasının nasıl görüneceğini.”


Bir seri katil, belirli bir süre içinde en az 3 kişiyi öldüren biri olarak tanımlanıyorsa, bu durumda -- tanıma tam bağlı kalacak olursak – Edward Gein bir seri katil değildir; çünkü görünüşe göre yalnızca iki kadını öldürmüştür. Ancak işlediği suçlar o kadar sıra dışı ve tüyler ürperticiydi ki Amerika’yı neredeyse kırk yıldır etkisi altında tutmuştur.Gein, sürekli olarak kendi cinsiyetinin günah dolu doğasını anlatıp duran, aşırı mutaassıp, hükmedici bir anne tarafından yetiştirilmişti. 1945’te öldüğü zamanı Ed tüm hayatını korkunç bir baskıyla yönlendiren bu kadının hala duygusal olarak esiri olan 39 yaşında bir bekardı. Annesinin odasının pencerelerine tahtalar çakan Gein, orayı sanki mabetmiş gibi muhafız etti. Ancak evin geri kalan bölümler kısa zamanda çılgın bir adamın sapkınlıklarla dolu mezbahasına dönüştü.Gein, komşular için birkaç ufak iş yaparak geçimini sağlamadığı zamanlardaki yalnız saatlerini dergilerdeki cinsiyet değiştirme ameliyatları, güney denizlerindeki kafa avcıları ve Nazi zulmünü anlatan yazıları okuyarak geçiriyordu. Onun kendi canavarlığı annesinin ölümünden birkaç yıl sonra başladı. Ümitsiz yalnızlığının ve ilerleyen psikozunun onu itmesiyle etrafındaki mezarlıklara giderek, oradan arta yaşlı kadınların cesetlerini çıkarıp uzaktaki çiftlik evine başladı. 1954’te Mary Hogan adında yerel bir bar sahibini vurup kadının 90 kiloluk vücudunu eve taşıyarak ölü sevicilik faaliyetlerini cinayetle tamamladı. 3 yıl sonra, 1957 yılı av mevsiminin başladığı ilk gün köydeki nalbur dükkanının sahibi olan 58 yaşındaki bir kadını öldürdü.Şüpheler hemen son birkaç gündür dükkanın çevresinde dolanan Gein’in üzerinde yoğunlaştı. Mutfağına girdikleri zaman, polisler kurbanın başı kesilmiş, içi boşaltılmış bedenini aynı bir av hayvanı gibi çatı kirişine baş aşağı asılmış şekilde buldular. Evin içine giren dedektifler kelimelerle anlatılamayacak korkunçlukta eşyalar buldular. İnsan derisi ile kaplanmış sandalyeler, kafataslarından yapılmış çorba kaseleri, kadın cinsel organlarıyla dolu bir ayakkabı kutusu, içi gazete kağıtlarıyla doldurulmuş ve duvara av hayvanlarının başları gibi asılmış insan yüzleri ve bir kadının vücudunun üst kısmından yapılmış, göğüsleri olan bir yelek. Gein daha sonra bu yeleği ve insan derisinden yapılmış giysileri giyerek kendini annesi yerine koyduğunu itiraf etmiştir.Bu tüyler ürpertici keşif Eisenhower dönemi Amerika’sında şok dalgaları yarattı. Wisconsin de Gein hemen yerel kültürün bir parçası haline geldi. Tutuklanmasından birkaç hafta sonra “Gein fıkraları” diye adlandırılan ölümle ilgili şakalar eyalet çapında moda oldu. Aralık 1957 de hem Life hem de Time dergileri onun “dehşet evi” hakkında makaleler yayınlayınca tüm ülke Gein hakkında her şeyi öğrenmiş oldu.Bir akıl hastanesinde 10 yıl yatmasının ardından Gein in duruşmaya çıkabileceğine karar verildi. Suçlu bulundu, ancak akli yetersizliğine kanaat getirildiğinden hayatının geri kalanını geçirmek üzere tekrar akıl hastanesine yatırıldı ve 1984’te kanserden öldü.Evinde bulunan insan parçalarını mezarlıktan çaldığını söylemiştir ve açılan mezarlarda gerçekten de Ed Gein'in evinde bulunan parçaların eksik olduğu fark edilmiştir, abisi Henry Gein'i de öldürdüğü iddia edilir. Teoriye göre annesiyle olan sağlıksız ilişkisi yüzünden endişe duyan Henry, Ed'e annesini kötülemiştir. Annesinin kötülenmesini kabul edemeyen Ed, çiftliklerinin yakınındaki bir yangını söndürmeye çalışırken abisini başına sert bir şeyle vurarak öldürmüştür. Ed'in iddiasına göre yangını söndürmeye çalışırken ayrılmışlar, ama sonra abisinden haber alamamıştır. Abisini aramaya gelen polislerle dolaşırken Ed, doğrudan abisinin olduğu yere gitmiştir. Abisi yanmamıştır, hatta yangından bir kaç metre uzakta, kafasında çürüklerle yatmaktadır. Ama bu elbette kanıtlanamamıştır. Annesi hakkında bilinenler zaten alkolik ve zayıf olan kocasını ve çocuklarını kolayca etki altına alan, din saplantısı olan bir kadın olduğudur, ailesini finansal olarak destekleyen kadın, onları şehrin günah dolu yaşamından uzaklaştırmak amacıyla bir çiftlik evi almış ve burada çocuklarını diğer insanlardan uzak tutarak büyütmüştür Ed hapisteyken evi yakılmıştır, arabası açık artırmada 780 dolara satılmış ve fuarlarda halka ücret karşılığı gösterilmiştir. Kurbanlarının derilerini üzerine giyip ay ışığında dans ettiğinden söz edilir.Ed Gein için açılmış bir çok Fun Club bulunmaktadır. Kadınların kendisine ateşli aşk mektupları yazması, sosyolojik araştırmalara neden olmuştur.






TÜRKİYE'DEKİ SERİ KATİLLER

Türkiye'de ender görülse de seri cinayetler işleyen katiller zaman zaman ortaya çıkıyor. Türkiye'deki seri katillerden bazıları şunlar:

Adnan Çolak: ''Artvin Canavarı'' olarak isimlendirilen Çolak, 1992-1995 yılları arasında 11 yaşlıyı öldürdü. Öldürdüğü kadınlardan 6'sına tecavüz ettiği de anlaşılan Çolak, Zonguldak Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 ayrı idam ve 40 yıl hapis cezası aldı.

Hamdi Kayapınar: Kurbanlarını av kendini avcı olarak gören Kayapınar, 6 kişiyi öldürdü ve 4 kişiyi de öldürmeye teşebbüs etti. 1998- 2001 yılları arasında 6 kişiyi katleden Kayapınar, Kayseri'deki yargılamasında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Bunların dışında, kamuoyunda ''Çivici Katil'' olarak bilinen Süleyman Aktaş, ''Mobilyacı Katili'' olarak tanınan Seyit Ahmet Demirci ve ''Kolici Katil'' olarak hatırlanan Orhan Aksoy da seri katiller arasında yer alıyor.


İKİLİ OLARAK CİNAYET İŞLEYEN OLAN SERİ KATİLLER

Tarihin görmüş olduğu en ilginç canilerden biri olarak nitelendirilen Lucas, daha çocuk yaşta annesini katletti. Bir süre sonra hapishaneden çıkan Lucas, çeşitli tarihlerde cinayetler işledi.Lucas, bir başka cani Ottis Toole ile tanıştıktan sonra cinayetleri ikili olarak sürdürür. Cani ikilinin 65'ten fazla cinayet işledikleri biliniyor. İkili seri katillerden Charles Starkweather ile Caril Fugate sevgiliydi. Starkweather-Fugate çifti 1950'lerin sonunda bir düzine insanı öldürdü. O yıllarda bu ikilinin hikayeleri her yerde anlatılıyordu. Charles Starkweather 1959'da elektrikli sandalye ile idam edildi, Caril Fugate ise 1976'da af sonucu tahliye oldu


KADIN SERİ KATİLLER

Seri katiller arasında en dikkat çekicisi Aileen Wuornos adlı kadın. İlişkiye girdiği 7 kişiyi öldürdüğü iddia edilen Wuornos'un öldürdüğü belirlenenlerden ikisinin cesedi bulunamadı.
İdama mahkum edilen Wuornos'ın, öldürdüğü kişilerin cesetleri ormanlık araziye sakladığı biliniyor. ABD'nin ilk kadın seri katili olma özelliğini taşıyan Wuornos'un hayatı beyaz perdeye aktarıldı. Seri katili oynamak için kilo alan aktris Charlize Theron, Cani isimli bu filmdeki rolü ile Ocar aldı. ''Kanlı Kontes'' olarak ün yapan ve tarihteki en acımasız kadınlardan biri olarak bilinen Elizabeth Batoryh'nin, yaşadığı 1560-1614 yılları arasında 600'den fazla genç kızı öldürerek kanını içtiği çeşitli kaynaklarda yer alıyor. Öldürdüğü kişilerin kanıyla banyo yaptığı şeklinde rivayetler de bulunan Batrory'nin hayatı, ''Eternal'' adlı filme beyaz perdeye aktarılmıştı.

7 yorum:

Adsız dedi ki...

Bunlar kafayı sıyırmış manyak...Hapis cezası da ne...Asın gitsin puştları

Adsız dedi ki...

arkadasa katılıyorum hepsı manyamıs dinden imandan haberleri yok Allah korusun boylelerınden

Adsız dedi ki...

Sevdım lan bunları

Adsız dedi ki...

GERÇEKTENDE TÜYLER ÜRPERTİCİ

Adsız dedi ki...

Onlar neler yasadi bir dusunsenize ne kolay yargiliyorsunuz

Adsız dedi ki...

tuhaf dimi ban ilham veriyolar

Adsız dedi ki...

Boyle olmak istiyorum lan ben. Siradanbi insan olmak cok sıkici